1998 yapımı Reha ERDEM film olan “Kaç Para Kaç”; Selim isimli evli bir çocuk babası olan ve geçimini gömlek satarak kazanan sıradan bir insanın, takside yaklaşık 5 yüz bin dolar bulmasıyla değişen hayatını anlatmaktadır.
Filmin ana konusunu para oluşturmaktadır. Selim “ sanki para kolay kazanılıyor?” söylemini filmin başından beri sürdürmektedir.
Trajedi türündeki bu film, karakterlerin derinlemesine işlenmesinden dolayı dram türüne de benzerlik göstermektedir. Trajedi türü ana karakterler üzerinden konusunu işlerve konuya odaklıdır. Ana karakter saf iyi ve saf kötü değildir. İyi olan karakterler yaptıkları bir hatan dolayı değişir ve kendi sonunu hazırlar. Selim karakteri de normalde dürüst hatta arkadaşlarına göre “ enayi” olabilecek derecede dürüst bir karakterdir. Fakat bir gece taksiye bindiğinde yaklaşık 5 yüz bin dolar bulur, Selim’ in değişimi yavaş yavaş başlar ve parayı ilk harcadığı an karakterin bahtının değiştiği andır. Selim parayı alır ve eve getirir yani Selim kirli parayı masum alana taşımıştır.
Filmin belirli bir dönemi, yeri ve cinsiyeti yoktur. Olaylar; her an, her yerde herkesin başına gelebilecek olaylardır. Ancak filmde yabancı para kullanımının artması ve kredi kartı kullanımın başlandığının gösterilmesi filmin geçtiği dönem hakkında bilgi vermektedir.
Parayı harcamadan önce parayı saymayan başlayan Selim paranın gazetelerde verilenlerden az olduğunu görür. Aslında bu hem haberlerde ki hem de insanların daha fazlasına sahip olmak için olayları abarttığının ve bütün ahlaksız olayların genele yayılmasının bir örneğidir. Selim parayı saymadan önce en son koyduğu yer olan dolabın altından çıkarır fakat parayı oradan alırken dolabın üstünde ki melek figürü yere düşer yani Selim artık bilinen o eski dürüst insan değildir. Her ne kadar figürü yapıştıramaya çalışsa da hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktır, tıpkı melek figürünün de eskisi gibi olamayacağı gibi…
Selim mal almak için toptancısına gider. Toptancı ve arkadaşı çalmanın boyutunun ne olduğu üzerinde konuşurlar ve filmin kilit sorusu ortaya çıkar; “para için yapacaklarının sınırı var mı?”
Filmin ritmi yavaş başlıyor ancak Selim parayı harcamaya başladığı andan itibaren ritim artmaya başlar. Selim giderek parayı daha çok harcamaya başlar, doyumsuzluk başlamıştır.
Selim vicdan azabından kurtulamaz ve camiye gidip bir çınar ağacına yaslanır, o sırada gelen kediye tekme atar. Aslında Selim vicdanından kurtulmak için köklerine sarılırken vicdanının sesini temsil eden kediye tekme atarak, içini rahatlatmaya çalışır.
Baht dönüşümünü sağlayan ilk hatası parayı harcamak olanın Selim’ in ardından gelen ikinci hatası dükkanı soyulduğunda polise haber vermemek için çırağına suçu atması ve giderek bu işten zevk almasıdır. Çırağını şikayet edip kurtardıktan sonra buluşan Selim çırağına yüklüce miktar para verir ve “ soygundan payına düşen” der, çünkü Selim’ in artık saf kalan bir şeye tahammülü yoktur.
Yönetmen genellikle yakın plan kullanarak; duygu ve zaafları belirtir ki trajedi türü de duygu ve zaafları derinlemesine işlemektedir.
Selim paraya alıştıkça yaşam şeklide değişmektedir ve parayı bulmadan önce ki yaşamını beğenmemeye başlamaktadır. Önceden beri yemek yediği yeri değiştirip daha lüks restorana gitmeye başlar. Bir akşam eşini de alıp lüks bir restorana giden Selim, karısının “ korkuyorum!” demesinden sonra “bak kimse korkuyor mu?” diyerek zengin insanların da parasını ahlaklı yerden kazanmadığını belirtiyor.
Yaşadığı bu olayla değişimini kabullenemeyen Selim de hastalık belirtileri baş gösterir. Arkadaşıyla tablo alan Selim orada baygınlık geçirir. Daha sonra çırağını suçlaması kendisine daha ağır bir yük olacak ve sokağın ortasında istifra edecektir. Bu sırada bir sokak köpeği Selim’ e havlamaktadır. Çünkü iç güdüsel olarak tehlikeleri anlayan hayvanlardır köpekler ve sokak köpeği de Selim’ i bir tehlike olarak görmektedir. Selim köpeği kovar çünkü içgüdüsel olarak çıkan bu sesi bastıramaz aslında kendi iç sesini de bastıramaz Selim ve bu durumdan rahatsız olur.
Selim işe giderken parasını aldığı veznedara yakalanır, ondan kaçarken dükkanını soyan hırsızı görür ve vapurda bir kovalamaca başlar. Vapurun iskeleye yanaşmasından sonra Selim dükkana giderek çekmecesinden çakı alır, bu artık Selim’ in herkesi tehlike olarak görmesi ve ölene kadar her şeyi yapabileceğinin belirtisidir.
Yaşadıklarından sonra yaşadığı şehirden uzaklaşmaya karar veren Selim ailesini de alarak dram ve melodramlarda ortamdan ve yaşadıklarından kaçış yerleri olarak kullanılan deniz kenarı bir yere gider. Durdukları yerde horoz sahibi ve dövüştürücüsü olan bir adamla karşılaşırlar. Selim’ in kızının “neden kavga ediyorlar para için mi?” sorusu üzerine horoz sahibi “ onlar sadece doymak için kavga ediyorlar ama insanlar hep daha fazlası için..” diyerek insanların doyumsuzluğu bir kez daha vurgulanıyor.
Filmi trajedi türünde olsa da katarsise ulaşmadan bitmesi bu türden ayrılmasına ve dram türü gibi görünmesine neden olmaktadır. Filmi trajediden ayran bir diğer etken ise; normalde trajedilerde karakterler her şeyi bilir. Ama bu filmde özellikle düşme sahnesinin açık metin olarak bırakılması trajedi türünden ayırır.
Film başından itibaren zaman zaman sonuna gönderme yapmaktadır. Filmin ilk başında havadan yere doğru süzülerek düşen para ve Selim’ in arkadaşlarıyla oturup eski günlerinden bahsederken “kendim düştüm” diye o anıda ki olayı tekrar etmesi aslında filmin sonunda Selim’ in kendisinin düştüğünü belirtir.
Filmin sonunda yere düşen parayı başkasının alması bu düzenin bu şekilde devam edeceğini ve paranın sürekli birilerinin elinden çıkıp başka birilerinin eline geçeceğini ve bunun hiçbir zaman bitmeyeceğini belirtir.
Filmin söylemi her ne kadar “ para kötüdür” gibi görünse de aslında söylem “ para masumdur, kötü olan ya da kötülüğe yatkın olan insandır.” Der.
