Yapımcılığını Minyonlar filminin yapımcısının üstlendiği “Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı” ; evcil hayvanlar sahipleri evde yokken ne yaptıkları ve onların yaptıkları ancak biz insanların anlamadıkları hareketleri neden yaptıklarını konu alan bir animasyon filmi.
2016 yılında vizyona giren film hedef kitlesi çocuklar gibi görünse de aslında alt metninde çocuklar için olumsuz etki oluşturabilecek ögeler içeriyor. Özellikle Buz Devri serisinden sonra yetişkinlerin de animasyon filmine ilgi duyması, yapımcıların hedef kitlesini biraz değiştirmeye yönelmesine neden oldu. Ne var ki hem çocuk hem yetişkinlere yönelik film yapma fikri kulağa hoş gelse de çocukların gelişimlerini olumsuz etkileyebileceği konusu biraz gözardı ediliyor.
Minyon filminin yapımcıları ilk “Çılgın Hırsız (Despicable Me) ” filmleriyle tanınmaya başladı ve büyük ölçüde de hayran kitlesi kazandı hem yetişkinler hem de çocuklar tarafından. Ancak Çılgın Hırsız serisi ardından filmin yan karakterlerinin tek başına anlatıldığı Minyonlar filmi ve akabinde çekilen Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı filmleri gerek şiddet içeren aksiyon sahneleri gerekse gizliden gizliye verilen sahiplenilmek mesajlarıyla çocuklara yönelik bir film olmaktan çıkıyor.
Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı filmi yaklaşık yirmi beş dakikası boyunca evde ailelerini bekleyen ev hayvanlarının yalnızken ne yaptığını anlatıyor. Daha sonra filmin ana karakterini oluşturan Max ve Duke kardeşlerin başları belaya girdiğinde bol aksiyon sahnelerinin olduğu bir film izleyenleri bekliyor. Evden atılan kediler tarafından saldırıya uğrayan Max ve Duke tasmalarını kaybettiği için sokak hayvanlarını toplayıp barınağa götürülen ekibe yakalanıyorlar. O arabanın içinde bir başka sokağa atılmış bir köpek bulunuyor ve o köpeğin arkadaşları onu kurtarmaya çalışıyor. Max ve Duke o arabadan kurtulmak için kendilerinin de birer sokak köpeği oldukları yalanını söylüyor ve inandırmak için -film içinde çok kullanılan- sahiplerini nasıl “hakladıklarını” anlatıyorlar. Bu iki köpeğin yalanına inana tavşan ve arkadaşları onları çetelerine kabul ediyorlar ve bir tören düzenliyorlar. Kabul töreninde Max ve Duke’ e sahiplerini nasıl “hakladıklarını” ayrıntılarıyla anlatmaları bekleniyor. Ne kadar vahşi o kadar iyi…
Filmde evlerine geri dönen evcil hayvanlar huzurlu, sakin ve güvenilir bir yaşama geri dönüş yaparlar. Aile kavramından ziyade eğer bir sahibin varsa güvendesin söylemini görülmektedir. Film boyunca kötü olan tavşan bir kız çocuğunun onu sahiplenmesinin ardından sevimli bir evcil hayvana dönüşüyor.
Tavşanın çetesinin adının da Devrim olması ve kendilerinden olmayanlara -evcil hayvan ve insan- kötü davranması yapımcıların diğer filmlerinde de oldukça baskın olan kapitalist sisteme övgülerinin devamı niteliğindedir. Ayrıca biraz daha ileri gidip sokak hayvanları, evcil hayvanlar, insanlar olarak ayrım yaparak ırkçılığa, tavşan ve çetesinin evcil hayvanlara ve insanlara kötü davranmasıda faşizanlığa da bir anlamda destek verdiğini göstermektedir. Ayrıca filmde bol bol intikam yemini de edilmektedir.
Peki bu film hiç mi olumlu bir şey söylemiyor? Elbette ki olumlu söylemlere sahip;
- İnsanların sıkılınca ya da işleri bitince hayvanları terk ettikleri ve bunun hayvanları üzdüğünü, onların da duyguları olan birer canlı olduğunun unutulmaması gerektiği,
- Evcil hayvanlar arkadaşlarını kurtarmak için bir araya gelip farklı yetkinliklerini kullanmarı ve başarılı olmaları ‘ birlikten kuvvet doğar , herkesin kendine has bir yeteneği mutlaka vardır’ söylemini oluşturması
- Fiziksel değil zihinsel gücün yani aklın önemi daha fazladır,
- Herkes en az bir şansı hak eder.
Sonuç olarak hedef kitlesi ve konusu bakımında çocuk filmi olarak yola çıkılan film çocuklardan ziyade yetişkinleri hedef almış.
