Semih Kaplanoğlu’nun senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini yaptığı Yusuf’ un üçlemesi Yumurta, Süt, Bal yaşadığı kasabadan kaçıp büyük şehre gelen bir gencin, arafta kalmış hikayesini anlatmaktadır. Gitmek mi daha kolay yoksa kalmak mı sorusunu izleyene yöneltir. Yönetmen filmi ters bir kronoloji ile izleyiciye sunmayı tercih etmiştir.
İlk film olan “Yumurta” filminde; Yusuf’un yaşlı hali verilmektedir. Bu film dönüş ve vicdan üzerine sorgulama yapmaktadır. Annesinin ölüm haberini alan Yusuf cenaze işlerini halletmek için Tire’ye doğru yolculuğa çıkmaktadır. Planı bir an önce işlerini halledip İstanbul’ a geri dönmektir. Dini ögelerin ve mitlerin bulunduğu üçlemenin ilk filmi olan Yumurta’ da “adak” üzerine durulmaktadır. Yusuf, eğer adağı yerine getirmezse kötü şeyler olacağı inancında olan Ayla’nın ısrarı üzerine adağı yerine getirmeye karar verir. Aslında adağı yerine getirmeye kadar vermesi ile Yusuf’un İstanbul’a dönüşü ertelenmektedir. Yusuf ne kadar çabuk Tire’den gitmek iste de engeller silsilesi peşinden gelecektir. Annesinin ölümünü soğukkanlılıkla karşılayan Yusuf’un zamanla vicdanı ile hesaplaşmaya başladığı görülmektedir. Rüyasında kuyuya düşmüş olması ve kuyudan bir türlü çıkamaması da bunun bir örneğidir. Yusuf Tire’de kaldığı zaman boyunca anlar ki herkes onu, annesinin anlattığı şekilde hatırlıyor. Annesi, hayalinde ki vefalı Yusuf’u yaşatmıştır. Kitabını kasabalıya hediye etmiş, Ayla’ya kazak hediye etmiş ve bunu sanki Yusuf yapmış gibi göstermiştir. Adağı yerine getirme sürecinin uzamasıyla beraber Yusuf ile Ayla bir birlerini tanıma fırsatı bulurlar. Yusuf Ayla’da kendini görmektedir. Ayla’da Yusuf gibi Tire’den kaçma isteğindedir, neresi olduğu önemli değil yeter ki büyük bir şehre gidebilsin. Adaklık hayvanı bulamayınca otele gitmeleri ve orada bir düğüne denk gelmeleri, o seremoniye olan bakışları aslında her ikisinin de gelecekle ilgili hayallerini ortaya koymaktadır. Adak adandıktan sonra Yusuf için artık gitme zamanı gelir fakat engeller yine kendini gösterir. İlk olarak eski bir tanıdığa rastlar ve bira içtiği için yola çıkamaz. Ertesi gün yola çıkması için her şey hazırdır fakat bu sefer de Yusuf arabasını kenara çeker, geçmişiyle yüzleşir ve ağlamaya başlar. Tam o anda sürüyü takip eden köpek Yusuf’un başından ayrılmaz ve Yusuf’un gitmesini engeller. Finalini açık uç olarak yapan yönetmen Yusuf’un gidip gitmemesini izleyicinin hayaline bırakmıştır.
Serinin ikinci filmi olan “Süt”, izleyicileri Yusuf’un gençliğine götürür. Yusuf annesi ile birlikte yaşamaktadır ve geçimlerini sütle peynir satarak sağlamaktadırlar. Anne ile arasında kopuk bir ilişki vardır. Film boyunca Yusuf ve annesi aynı sofraya oturmamaktadır.
Filmde sütü metafor olarak kullanan yönetmen iki şeyi amaçlamıştır. Süt, anne ile kurulan ilk bağdır. Filmin ilerleyen sahnelerinde annenin istasyon şefi ile duygusal ilişki yaşamaya başlaması Yusuf’un annesinden kopmasına neden olmuştur. Bu da Yusuf’un Sara krizi geçirdiği sahnede motorundan düşüp tüm sütün etrafa dökülmesiyle anlatılmaktadır. Aynı zamanda süt ile ilgili bir çok dinsel ve mitsel hikaye bulunmaktadır. Anadolu’ da yaygın olarak bilinen bir mitolojik hikayede; hamile bir kadının içine yılan girer. Doğacak çocuğu anne sütü ile beslemek yerine kendi yeşil sıvısı ile zehirlemeyi amaçlamaktadır. O yılanı çıkarmanın tek yolu, kutsal alfabe ile yazılmış kağıdı, kaynayan süte koyup, kadını ters çevirmektir. Bunu yaparken iki amaç güdülmektedir; birincisi hamile kadını korumaktır. İkincisi ise kadının ihanet edip etmediğini anlamaktır. Bu inancın gelişmiş olmasının temelinde Adem’ in ihanetini yılan ile bağdaştırılmış olmasıdır. Filmin açılış sahnesi bu mitin anlatılmasıdır. Filmin ilerleyen sahnelerinde yılan yine izleyiciye gösterilir. Yılanı ilk Yusuf’un annesi görür ki bu da istasyon şefi ile tanışıp kadınlığını fark ettiği zamana denk gelir. Yılanın ikinci kez görülmesinde de anne yılanı görmez Yusuf yılanı görür, çünkü Yusuf annesinin ihanet ettiğini düşünmektedir.
Süt’te anne- oğul ilişkisinin yanı sıra kader sorgusu da yapılmaktadır. Yusuf inşaatta çalışan arkadaşını ziyarete gittiğinde yaptığı konuşmada kader sorgulanmaktadır. Arkadaşının “mecburum” demesi üzerine Yusuf’un “hayır, değilsin” demesi, aslında kadere karşı çırpınan bir genci göstermektedir. Kaderinin Tire’de yaşayıp süt satmak olduğunu düşünenlere inat Yusuf, şair olacağını ve büyük bir şehirde yaşayacağını düşünmektedir. Ancak Sara hastası olmasından dolayı askere gidememesi onun bu kaçışa ait bir yolun kapanmasına neden olduğu gibi eksik bir insan olduğunu düşünmesine neden olmuştur. Çünkü toplumun düşüncesine göre, bir erkek çocuğunun erkekliğe ilk adımı sünnet, tam erkek olması için de askerliğini yapmasıdır. Fakat Yusuf asker olamayacaktır. Şiirlerini okutmaya çalıştığı öğretmenin Yusuf’u kaile almaması da Yusuf’u Tire’den gidişini engellemektedir. Filmin sonunda Yusuf’ un maden de çalıştığını gösterilir. Yönetmen yine açık uç bırakarak belki de İstanbul’a bu sayede gittiğini anlatmaktadır.
Üçlemenin son filmi olan “Bal” ise izleyiciyi Yusuf’un çocukluğuna götürmektedir. Yusuf çocukluğunda hayatla olan tüm iletişimini koparmıştır. Bir tek babasıyla kısık sesle konuşarak iletişim kurmaktadır. Okuldan geldiği bir gün yolda bulduğu kurdele ile gözlerini bağlar ve konuşmadığı gibi görmekte istemez.
Dinsel ögelerin ağırlıklı olduğu üçlemenin, bu son filminde yönetmen, dinsel mitleri daha fazla kullanmaktadır. Bu filmde daha iyi anlaşılmaktadır ki Yusuf’un adı Yusuf Peygamberden gelmekte, babasının adının da Yakup olması yine Yusuf Peygamber’in babasının adının Yakup olmasından kaynaklanmaktadır. Kur’an’da baştan sona kadar tek bir hikayenin anlatıldığı sure Yusuf Suresi’dir. Üçleme de tek bir hikayeyi anlatmaktadır. Yusuf’un babasına rüyasını anlattığı sahne Kur’an’da da geçmektedir. Orada da Yusuf Peygamber babasına rüyasını anlatmak ister ancak babası müsaade etmez, filmde de Yusuf babasına rüyasına anlatmak ister ancak babası müsaade etmez. Yusuf’un annesi Yakup’u jandarmaya sormaya gideceği için Yusuf’u bir tanıdığına bırakır. Orada olan dinsel sahne de Yusuf Suresi’nin Türkçesi okunmaktadır.
Yusuf’un sesini bir tek babasının çalıştığı odada duyar seyirci. Yusuf kendine babası ile bir dünya kurmuştur. O dünyaya annesi dahi kimsenin girmesine izin vermez. O yüzdendir ki annesinin verdiği sütü, babasının bir daha gelmeyeceğini anladığı zamana kadar içmez.
Okumayı sökmesine rağmen sınıfta arkadaşlarının yanında kitabı okuyama ve heceler. Bu da arkadaşlarının Yusuf ile dalga geçmesine neden olur. Bu yüzden Yusuf iyice kendi içine kapanır ve matematik sorusunu tahtada yapmak için parmağını bile korkak kaldırır.
Toplumsal bir inanış olan bir sıkıntı olduğunda hocaya gitme fikri bu filmde de işlenmiştir. Yusuf’un iletişimsizliğinden rahatsız olan anne Yusuf’u bir hocaya götürerek düzeleceğine inanmaktadır.
Filmin sonlarına doğru Yusuf’un hala toplumda konuşamadığı görülür ve öğretmen okumayı yapamayan Yusuf’a kırmızı kurdelesini takarak ona cesaret vermeye çalışır. Yusuf’un isteği olmuştur ve bunu tek arkadaşına yani babasına anlatmak ister ancak babasının evde, ormanda olmadığını görür ve bir daha gelmeyeceğini anlar. Gelmeyeceğini anladığından sonra ki kahvaltı sahnesinde yönetmen Yusuf’un tabağında ki kırılmış yumurta kabuğuna dikkat çekerek Yusuf’u koruyacak kabuğun kırıldığını artık güvensiz bir ortamda olduğunu gösterir.
