Çocuklar Sana Emanet; Kendi Kötülüğünü Başkasının Gözünden Görmeli İnsan

Çağan Irmak imzalı “Çocuklar Sana Emanet” filmi 2017 yılında vizyona girdi. Eşiyle Asos’a giderken trafik kazası geçiren Kerem’in hayatı bir anda alt üst olur. Rüya ve gerçeklik algısını kaybeder. Biraz dinlenmek için gitti Asus’da yardımcılarına yaşadıklarını anlatması üzerine şifacı nenelerinin yanına giderler. Kerem burada hem yaşadığı vicdan azabıyla, hayalleri ve korkuları ile yüzleşmek durumunda kalır.

Korku gerilim türündeki film 2000’li yıllardan sonra popülerleşen korku filmlerinin aksine hiç bir dini öge barındırmadan, dini korku aracı olarak kullanmadan dünya dışı varlıkları konu almıştır. Filmde sık sık ‘hayat’ üzerine vurgu yapılmaktadır. Yönetmen bizim yaşadığımız hayatın dışında başka hayatların da olabileceğini söyler. Ayrıca vicdan üzerine derinlemesine duran filmde insanın vicdanını şeytana benzetmiş bunun yanısıra vicdan azabından kaynaklanan korkudan dolayı insanin iyilikten vaz geçebileceğini anlatmak istemiştir.

Filmde ki tek dini öge belki de filmin sonunda ki sahnede şifacı olarak nitelendirilen ninenin Kaman olmasıdır. Şaman inanışlarına göre şifacı hastayı iyileştirmek için ruhuyla bedenini ayırır ve bir yolculuğa çıkar, bu yolculukta hasta eden ruhla bir savaşa girer. Bu yolcuk sırasında bazen ruh geri bedenine dönemeyebilir. Bunun sebebi ya ruhun artık çok yorulması ya da savaştığı ruhun onu alt etmesidir. Çocuklar Sana Emanet filminde ise ruhun geri dönmemesinin sebebi bu iki nedenin birleşimidir. Kalbinden en ufak iyilik olamayan Bekir adında ki pedofilici bireyin ruhuyla savaşan ninenin yorgun ruhu savaşı kazanmasına neden olsa da geri bedenine dönememiştir.

Kerem’in musallat olan ruhla arasındaki hikaye incelendiğinde Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanı akla geliyor. Raskolnikov’ da bir çok insana kötülüğü dokunmuş bir insanı öldürmüş ve sonrasında çeşitli sanrılar geçirmişti. Peki bu durumda izleyiciye “insanlara kötülüğü dokunan birinin yaşamına son vererek adaleti mi sağlamış oluyorsun yoksa sen de o kötülerden biri mi oluyorsun?

İnsan hayatı iyilik ve kötülük arasında ince bir çizgi üzerinde gider. Hayatta yaşanan olaylardan dolayı insan kimi zaman iyiliğe kimi zaman kötülüğe doğru kayar. Ancak kökleri sağlam olan yani vicdanı ile olan bağlantısı güçlü olan insan kötülüğe olan savrulmayı bir adımla atlatır ve nötr olarak yola devam eder. Kökleri sağlam olmayan ise yavaş yavaş kötülüğe doğru rüzgarla savrulur. Tüm yaptıklarını da haklı çıkaracak bahaneleri hazırdır. Zamanla farkında olmadan savrulur bu köksüz insan. “kendi kötülüğünü başkasının gözünden göremez.”

Her insanın hayata geliş amacı vardır. Kimisi bunu erken yaşta hisseder bu yolda emin adımlarla yürür kimi ise bir ömür boyu amaca ulaşmaya çalışır. Kimi zamansa emin olduğu yolda yürüyen insan yel değirmenlerine yenilir ve hayat onları yener. Ancak pes etmediği sürece yel değirmenlerini yenme ihtimali vardır insanın. İnsanı insan yapan en önemli şey köklerini sağlamlaştırmaktır. Vicdan ile olan bağlantısını ne kadar güçlü tutarsa ince çizgi her daim amacı yolunda bir rehber olacaktır. Kapitalist sistemin sonuçlarından biridir geçici hafıza kayıpları ve bunun sonucu olarak sandığın en dibine atılmış hayata geliş amacının bulunamaması. Tozlu,üzeri örümcek ağıyla kaplanmış olan bu amacı geri çıkartmaya uğraşmak yerine inkarı seçer insan. İnkar en kolay yoldur çünkü. Kolayı seçmek ise maddi amaca ulaşmanın en hızlı yoludur. Tıpkı 90’lı yılların en popüler oyunu olan Mario’da yalancı prensesi kurtarmak ve kısa bir hazzı yaşamak gibi… İnkar artıkça nefret başlar. Yaşadığı daha doğrusu yaşayamadığı ne varsa ona nefret. Nefretin olduğu yerde vicdan olmaz. Vicdanın olmadığı yerde insanın amacı da iyice tozlanır bulunamayacak kadar saklanır. Günümüzde doğa ile bağlantısını kaybedip maddiyata önem veren insanlarda vicdan ile olan bağlantı yok olmaya başlamıştır. O yüzdendir ki etrafta kendinden güçsüz olan her şeye nefret ve saldırı başlamıştır. O yüzdendir ki insanlar çocuklara ve hayvanlara zarar vermeye başlamıştır. Çünkü çocuklar ve hayvanlar vicdan ile bağlantısı en yüksek iki canlıdır. Vicdanı susturmanın bir yoludur hatırlatıcıyı yok etmek.

Filmde Kerem’in vicdanıyla bağlantısını güçlendirme Ömer ile arasında ki ilişkinin gidişatı belirliyor. Hayata tutunmasını, amacını ve  hayallerini belki de kendi küçüklüğünü gördüğü Ömer sayesinde hatırlıyor bugüne kadar ertelediği ne varsa Ömer’le yapıyor. Kerem Ömer sayesinde yel değirmenlerini yeniyor.

Peki ya siz kendi kötülüğünüzü başkasının gözünden görüp, sandıktan naftalin kokulu amacınızı çıkartıp yel değirmenleriyle savaşmaya hazır mısınız?